Kendini Teşhir Etme Sanatı

Kendini Teşhir Etme Sanatı

Eh.. Bu da bir sanat neticede...

Eylül Sıkıntısı

6/9/2007

Büyük yazarlar konu sıkıntısı çektiğinde ne yapıyorlar acaba? Hiç büyük yazar tanıdığım olmadı ki.. Hoş, küçük yazar tanıdım mı diye düşünüyorum, yazarlık sıfatlarını sadece benim bildiğim bir kaç insan geldi aklıma, o kadar. O yüzden bi gün büyük bi yazarla tanışırsam bu sorunun cevabını sorucam kendisine. Zira ben büyük yazar olmadığımdan mıdır nedir, hiç konu sıkıntısı çekmiyorum:) Seri saçmalayabilme gibi küçüklükten kazandığım garip (ama bence komik) bir özelliğim var çünkü. Dünyam da öyle pek geniş değil aslında. Hatta sıkıcı ve dar bile denilebilir, tabi biraz da kimle kıyasladığınıza bağlı, mesela kalkıp kendinizinkiyle karşılaştırırsanız pekala zengin bir dünyamın olduğu gibi bir çıkarıma varılabilir, bence makul elbette.
Konu değil de, hobi sıkıntısı çekiyor olduğum doğru. Aslan burcu olduğum için olabilir, hobi konularında kendileri pek maymun iştahlı oluyorlar. Şimdiye kadar el atıp da uzun süre emek harcadığım bir dal olmadı hiç. Bilindiği üzre aslan burçları eleştiriden zerre kadar hazzetmez, ola ki birileri çıkıp da onların naçizane eserlerini eleştirdiğinde bunu hakaret kabul edip, bir daha elini bile sürmemek üzere hızla uzaklaşırlar. Ama sorsanız 'eleştiri benim için önemlidir, lütfen gerçek düşüncelerini söyle' denir ya, bu aslan burçları için kesinlikle geçerli bir kural değildir. Astroloji köşesi yazmaya falan özenmiyorum, yeri geldi sadece. Ben şöyleyim, ben böyleyim demek yerine aslan burçları üzerinden genelleme yapıp, kendime bir nevi suç ortakları yaratmaya çalışıyorum.
Ben sanırım kabul etmesem de işkoliğim. Bu nedenle bir hobiye ihtiyaç duymuyorum çoğu zaman. Duyduğum zamanlarda da geçmesini bekliyorum, su falan içiyorum, geçiyor. Bir de, blog aracılığıyla çok sinir olduğum bir duruma açıklık getirmek istiyorum, benim olduğum ortamlarda kedi-köpek muhabbeti yapılır kuralını kim buldu ve kim yaydı bilemiyorum ama külliyen yalan. Konuşulacak konu kalmadığında topluluk içinde, hemen bir kedi muhabbetidir gidiyor. Tamam seviyorum sevmiyor değilim de, kendimi sıkıcı bi insanmışım gibi hissediyorum öyle zamanlarda. Halbuki bir hobim olsa, ben de karşıdaki kedi muhabbeti açmaya mı yeltendi, hemen usta bi manevrayla konuyu uğraştığım hobilerime getirebilirim. Tenis mesela. Sportif bi tip olmadığım kesin ama zaten insanların tenis izlemeyi sevmesinin nedenleri arasında belki en önemsizi onun bir spor dalı olmasıdır bence. Başka geçerli nedenleri var. Ama sanırım o gördüğümüz tenis oynayan kızların kıskanç bi sevgilileri olmadığından bu sporu tercih edebiliolar:) Tenis seçeneği elendi mesela. Bowling desen yine aynı kapıya çıkıyor. Yüzme ona keza. Spor yapmayalım mı biz napalım yani bilemedim ( Bu kesinlikle spor yapmamak için benim uydurduğum bir bahane değil). Yabancı dile yeteneğim olduğunu söylerler, ama bilmedikleri nokta, bende dil tembelliği var. Bir nevi göz tembelliği gibi. Dil öğrenmeyi vücut reddediyor bir yerde. Fotoğrafçılık güzel aslında ama makinem yok diye geçirdiğim yıllardan sonra bir makinem oldu nihayet, ama hepsi eş dost resimlerinden öteye gitmedi. Bi tane var aslında ne güzel çekmişim dediğim, ama bi tane güzel fotoğrafla da fotoğrafçı olunmaz ki. Öğreten insan da yok çevremizde. Anca kadrajın çok kötü diye alay etsin. İsim vermememe rağmen bunu okuyup üstüne alınan kişiden bahsediyorum.
Piyanom olsa piyano çalardım. Onu çalardım ama gerçekten. Zaten ben çalmasam, x kişi ya da kişiler, piyanoyu aldırdın daha taksitleri bitmedi, otur çal çabuk şeklindeki yaklaşımlarıyla beni motive ederlerdi nasıl olsa. X kişler de kendilerini biliyor, bir de burdan isim verip rencide etmenin alemi yok. İsim vermeden annem ve sevgili sevgilim diyebiliriz:)

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Floydian

6/9/2007

2006 2006
 
Ya da bir başka deyişle 20.06.2006
Zaten tarihin gelişinden o günün diğerleri gibi bir gün olmayacağı belliydi.
O sabah alarmıma bile eziyet etmedim mesela. Servis saatinden çok önce gözlerimi açtım. Bugün o gün dedim, önce sessiz, sonra daha ikna edici olması için sesli. Giyinirken içimden 'shine on you crazy diamond' söyledim ta ki kendi iç sesimden nefret edene kadar. Daha bi güzel miydim bugün ne. Sanki mutfağa sığmadığı için koridora koymak zorunda kaldığımız heybetli buzdolabı bile daha bi estetikti bugün. Hatta ilk kez, ben işe gitmek için sabahın kör saati kalkmışken, Neşe'nin mutlu mesut uykusuna devam ediyor oluşuna bile sinirlenmedim. Tamam belki birazcık, ama kesinlikle diğer günlerden farklıydı işte. Boğaziçi köprüsünden geçerken boynum tutulana kadar Kuruçeşme tarafına baktım, orda olucam dedim, sadece bikaç saat kaldı. Yıllarca beklemişken bikaç saat daha beklesem ölmem herhalde diye geçirdim içimden. Üsküdar-Halkalı yolu ne kadar da uzunmuş daha önce farketmemişim. Trafikte yine olağan kavgalar ediliyor, insanlar işlerine yetişmek için koşuşturuyor, yani her şey normal seyrinde. Bildik bir yaz sabahı İstanbul'da. Yani sanırım benim dışımda herkes için..
Trafikle mücadeleden galibiyetle çıkılıyor ve binaya ulaşılıyor. Bilgisayar açılıyor, sağımda solumda oturan insanları izliyorum, herkes normal olarak yapacakları işle ilgili ekranları açmakla meşgul, bir kaçı gazete başlıklarına göz gezdiriyor. Ben mailboxımı açıyorum ve neredeyse gözlerimin dolmasına sebep olan bir mail alıyorum, şöyle ki;
 
from: biletix mailed-by: bulten.biletix.com

reply-to: bilgi@bulten.biletix.com
subject: roger waters konseri için önemli bilgi!

roger waters konseri ile ilgili önemli uyarılar:

* kapılar saat 19.00'da açılacaktır. saat 21.00'e kadar radyo eksen dj'leri izleyicilerle beraber olacak ve en güzel klasik rock parçalarını çalacaklardır.

* konser mekanı girişinde yaşanabilecek olası yoğunluktan etkilenmemek için saat 21:00?den önce mekana girilmesini tavsiye ederiz.

* konser sanatçının isteği üzerine saat tam 21.30'da başlayacaktır. bu nedenle seyircilerin mümkün olduğunca erken gelmeleri tavsiye edilmektedir.

* konser alanına açık ve kapalı yiyecek-içecek, alkol içeren her türlü içecek ve sıvılar (kolonya, parfüm, vb...), yasadışı madde ve uyuşturucular, her türlü yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı madde, ateşli (ruhsatlı bile olsa) silahlar, çakı, bıçak ve her türlü delici ya da kesiciler, cam şişe ve malzemeler, havai fişek, maytap vb, metal kutulu ya da cam şişeli pulvarizatörler, sprey deodorantlar, her türlü ses kayıt cihazı, her tür profesyonel görüntü kayıt cihazı ve ışığı, her cins evcil havyan (rehber köpekler hariç) kesinlikle alınmayacaktır.

* biletlerinizi henüz teslim almadıysanız 19 haziran 2006 tarihinde biletix gişelerinden gişe kapanış saatlerine kadar mutlaka teslim alınız. teslim alınmayan biletler konser günü kuruçeşme arena ana girişinde kurulacak ana gişe?den, kredi kartı ve kimlik ibrazı ile kart sahibi tarafından teslim alınabilir.

konser alanına ulaşım
* kuruçeşme arena çevresinde otopark imkanı yoktur ve özellikle saat 20.00'den sonra bölgede trafik sıkışmaktadır. konsere geç kalmamak için kuruçeşme arena'ya kalkan ücretli dentur seferlerini tercih edebilirsiniz.

* konser günü saat 18.15?ten itibaren kuruçeşme arena?ya;
kadıköy, üsküdar, kabataş ve beşiktaş dentur motor iskeleleri?nden özel tekneler kalkacaktır. her yarım saatte bir düzenlenecek tekne seferleri saat 20.30?a kadar devam edecektir. tekne ücretleri; kabataş ve beşiktaş?tan 2 ytl, üsküdar?dan 3 ytl, kadıköy?den ise 4 ytl olarak belirlenmiştir. ücretler konser dönüşünde de aynı olacaktır.

önemli not : dentur tekneleriyle konser alanına gidecek izleyicilerin mutlaka biletlerini önceden teslim almış olmaları gerekmektedir. dentur teknelerine sadece roger waters konserine bileti olan izleyiciler alınacaktır.

dentur sefer saatleri
kadıköy - kuruçeşme arena
(ido beşiktaş iskelesi yanı)
18.15-18.45-19.30-20.00

üsküdar - kuruçeşme arena
(dentur avrasya terminali)
18.45-19.15-20.00-20.30

kabataş - kuruçeşme arena
(dentur avrasya terminali)
18.30-19.00-19.30-20.00

beşiktaş - kuruçeşme arena
(dentur avrasya terminali)
18.45-19.15-19.45-20.15

iyi seyirler dileriz
biletix destek
 
 
Nasıl çalışılır ki bunun üzerine. Yalnız değilim, bu da bir rüya değil, bu gece gerçekten de çocukluk hayallerimden biri gerçekleşmek üzere. en somut kanıtı da bu aslında ruhsuz ama o an benim için anlamı tarif edilemez biletix maili.
Bir kaç kahve sonra fona içsesime inat 'shine on you' konur ve imkansız görünse de çalışmaya çalışılır, 5 dakikada bir mütemadiyen ekranın sağ alt köşesindeki saate takılır göz. İlk saatler geçmek bilmezken, mesai bitimine yakın olaya ayılınır. Bugün bu mesai de bitebiliyosa bu gecenin de sonu gelecek demektir. Oysa gelmemeli. Ne yani yarın hiç bişey olmamış gibi tekrar işe mi gelicem? Mümkün değil. Saat hiç 21:30 olmamalı ve ben de burada çalışmaya çalışır konumda 21:30'u beklemeliyim.
 
Bitti. Mesai yani. Beşiktaş servisi aranıyorum yana yakıla. Ama kozmik şakacı elbette devrede. Beşiktaş yerine Taksim servisine biniliyor ve servis hareket ettiğinde korkunç trafikle yüzyüze geliniyor. Dakikalar geçtikçe panik baş gösteriyor. Kulağıma yapışık telefonda yaklaşık 1 saattir Beşiktaş iskelesinde dikilmekte olan Neşe'nin benden nefret eden sesi, servisten inip koşma isteğimi depreştiriyor. Evet, biletler bende:) Dentur gemileri hareket etmeye başlamış muhtemelen 15 bininci kişi olarak alana giricem. Her nasılsa iskeleye ulaşılıyor yine her nasılsa o muazzam kuyrukta araya kaynanıyor, gemiye biniliyor ve alana ulaşılıyor. Uçsuz bucaksız görünen kuyuğa giriliyor, Neşe'nin her türlü asabi davranışlarına maruz kalınırken, iki özür arasında 'hakkaten gelcek mi şimdi?' diye sorulup büsbütün ortam geriliyor. Fakat yine bir mucize oluyor, ben bir taraftan masıl etsem de kendimi affettirsem derdinde türlü şirinliklerle Neşe'yi canından bezdirmeye devam ederken, bir hayırsever arkadaş bize yaklaşıyor, omzumuza dokunuyor ve şu unutulmaz cümleyi kuruyor: 'arkadaşlar sıra dağılmış görmüyor musunuz, koşsanıza!!'
Neşe anlamsızca 'kuyruksuz kaldık!!' şeklinde bağırmak suretiyle, hayırsever arkadaşa anlamsız bir tepki gösteriyor. Ben ondan daha da anlamsız bir şekilde tepki vermiyorum, veremiyorum.. Neyse ki yanımızdan koşarak geçen müziksever insanların sağımıza solumuza çarpmasıyla kendimize geliyoruz ve en başta vermemiz gereken normal tepkiyi nihayet veriyoruz: var gücümüzle koşuyoruz, bilet kontrolünden geçiyoruz ve akıl almaz şekilde en öndeyiz.
Biraz sola çekiyo yerimiz ama hiç önemli değil. Görürüz burdan da nasıl olsa (dipnot: roger Waters neredeyse tüm gece sol tarafta şarkı söylüyor, mütemadiyen göz kontağı kurmak suretiyle bizle iletişime geçip aklımızı yitirme derecesine gelmemize sebep oluyor).. Hatta bunu yazmamakta kararlıydım, fakat olayın başrol kişisi yazmamı istediği için başka çarem kalmıyor. Roger Waters konserin ortasında Neşe'nin Raacıııııııııııııııır çığlıklarına daha fazla tepkisiz kalamıyor ve üfff sıktın ama tamam anladık gördük olarak dilimize rahatlıkla çevirebileceğimiz bir cümle ile Neşe'yi bozuyor. Bizim keyfimiz kaçıyor mu peki? Elbette kaçmıyor, biz olanca yüzsüzlüğümüzle eğlencemize devam ediyoruz.
 
 
-----1. bölüm-----
in the flesh
mother
set the controls for the heart of the sun
shine on you crazy diamond
have a cigar
wish you were here
southampton dock
the fletcher memorial home
perfect sense
leaving beirut
sheep
-----2. bölüm---------
baştan itibaren dark side of the moon
------bis---------
the happiest days of our lives+another brick in the wall
vera
bring the boys back home
veeee
comfortably numb
 
 
Konser bittiğinde koca koca, göbekli, kel kafalı adamların birbirine sarılıp ağladığını görmek hakkaten her Türk gencine nasip olmazdı herhalde. Herkesin aklında tek bir cümle kalmıştı: 'the dream is gone'. Konserin son şarkısı, durumu ancak bu kadar özetleyebilirdi doğrusu.
Kimse dağılmıyor, dağılamıyor, sonradan oraya yerleşen orda yaşamını sürdüren var mıdır bilmiyorum ama o gece konser sonrası herkeste aynı burukluk seziliyordu. Sessiz sessiz kalabalığın içinde yürürken, boş bakan bir diğer çift gözle karşılaşıldığında mahçup mahçup gülümseniyor, sanki 'ne hissettiğini biliyorum' deniyordu birbirini teselli amaçlı. İşbirlikçiydik biz. Kimse kimseyi tanımıyor ama aslında herkes herkesi tanıyordu. Öyle ki, Neşe'yle Derya Köroğlu kalabalığın içerisinde karşılaşıp, hayatlarında birbirlerini ilk kez gördükleri halde sanki iki eski dostmuş da yıllardır görüşmüyormuş gibi sevindiler:) Konserin etkisi tabi:) Kafalar bulanık.. Normal. Hayır, kıskançlığımdan böyle söylemiyorum, bana ne ki..
 
Geldiğimiz gibi, yine Dentur'un tekneleri ile evlerimize döndük. Kalabalık başı önde ayaklarını sürüye sürüye teknelere ilerlerken birden insanlar garip bir şekilde ve hep bir ağızdan çığlık atmaya başladılar. Ki hak vermiyor değilim, sebebini anlayınca biz de onlara katıldık elbette. Kimbilir nasıl tuhaf bir görüntü çiziyorsak onbinlerce kişi, Roger Waters teknesiyle konser alanından ayrılırken bir taraftan bize var gücüyle el sallıyor, bir taraftan da elindeki kamerayla tuhaflığımızı çekiyordu. Kollarımız ağrıyana kadar el salladık biz de. Teknede, gelirkenki coşkudan eser yoktu. Gecenin geç bir saati, bir tarafta boğazın muazzam manzarası, bir tarafta olanca heybetiyle Boğaz Köprüsü, bir yanımızda Kuruçeşme.. Yine herkesin dilinde aynı şarkının aynı cümleri 'the dream is gone'.....

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı